a
Osman Enfiyecizade

Osman Enfiyecizade

09 Kasım 2023 Perşembe

İDOB’un Yeni Müdürü ” Caner Akgün”

İDOB’un Yeni Müdürü ” Caner Akgün”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstanbul Devlet Opera Balesi’nin başarılı baritonu Caner Akgün 9 Ekim 2023  itibarıyla İDOB’un yeni müdürü oldu.

Tan Sağtürk’ün DOB Genel Müdürü olarak atanması sonrası başlayan yenilenme sürecinin ilk ataması Caner Akgün’ün oldu.

Uzun zamandır İDOB’un başında vekâletten bulunan Ayşem Sunal Savaşkurt’un  bir süre önce istifasını verdiği bilgisi konuşuluyordu. İstifası kabul edilen Savaşkurt’un yerine kimin atanacağı merak konusuydu. Ve kurum içinde sır gibi kimin atanacağı saklanıyordu.

Bu gece yarısı 00:00 itibarıyla Caner Akgün sosyal medya yaptığı paylaşımında bu göreve getirildiğini duyurdu.

 

Akgün göreve getirilişini şu mesajla paylaştı :

” İstanbul Devlet Opera Balesi gibi nadide bir kurumun ‘Sanat Yönetmeni & Müdürü’ olarak atandığımı büyük bir mutlulukla sizlerle paylaşmak isterim.

İçimdeki umudu ve heyecanı Çocuk Koromuz ve Balemiz ile birlikte oluşturduğumuz bu kare ifade ediyor.

Bu onurlu görevi üstlenmeme sebep olan, desteklerini hiç esirgemeyen Genel Müdürümüz Sayın Tan Sağtürk”e teşekkür ederim.

Kendisinin yarattığı önemli ekiple başarılı ve sanat dolu günler geçireceğimize olan inancım tamdır. Yolumuz ve geleceğimiz açık olsun. ”

Caner Akgün’e “Konser Arkası ” olarak yeni görevinde başarılar dileriz.

Devamını Oku

İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi “ Düğün Salonu “ Değildir !!!

İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi “ Düğün Salonu “ Değildir !!!
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Maalesef doğru okudunuz…

“Kültür ve Sanat”ın gelişmesi ve yayılması ilkesi ile yayın yapmakta olan portalımızda böylesine bir tabloid gazetenin  3.cü sayfa haber başlığı benzeri bir başlık atmak benim için ne kadar rahatsız edici tarifi mümkün değil.

Ama durumun vehametini, bilinçli ve kasıtlı olarak bu kurumun çatısı altında meydana gelen münferit bir olayı çarpıtarak farklı zemine çekmek isteyen kişilerin bunu anlaması için bu başlığı atmak kaçınılmazdı.

Öncelikle bu üzücü olaylara sebebiyet vereneler  hak ve özgürlüklerinin, başka kişi, kurum ya da bu kurumlarda çalışanların hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bittiğini anlamaları gerekmektedir. Bu sebeple  bir kez daha tekrar ediyorum “Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) Düğün Salonu “ değildir !!!

AASSM BİR KÜLTÜR SANAT YUVASIDIR!!!

Bu kurum yazılı kanunlar çerçevesinde, belediye iç tüzüğünde belirtildiği şekliyle ve bunların dışında toplumun sosyal, etik, adab-ı muaşeret  ve ahlaki yazılı olmayan ama her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bulunduğu ortam ve mekanda nasıl davranmasını bildiği kurallar çerçevesinde topluma hizmet verdiğini herkes bilir ve hatta bilmek zorundadır. Aslında toplumlar temelinde yazılıdan ziyade yazılı olmayan kurallarla riayet ederek bir toplum olabilmektedir.

AASSM İzmir’in incisi, kültür sanatın kalbinin attığı bir yer, ana faaliyet konusu konser ve sanat etkinlikleri olarak bir tanımlanmış bir mekanda “ halay çekmek” ne demektir ??? Ne İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, ne AASSM’nin ne de bu kurumun yöneticisi Emel Akçay Özer çarpıtıldığı gibi ne yaşanan bu olayların sorumlusudur ne de hiçbir kişi, kurum veya topluluğa karşı önyargılarıdır..

ÇÜNKÜ DEĞİLLER!!!

Bu yazıda bu kabul edilemez olayların mimarı tarafın ismini yazmayacağım. Sadece konunun getirilmeye çalışıldığı noktaya dair duyduğum rahatsızlığımı ifade etmek ve AASSM’nin ne olduğunun altını çizmek için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Keza çarpıtılan konu üzerinden karalama kampanyası başlatıp, bir infial yaratmaya çalışanlar öncelikle  işkembe-i kübradan sallamadan önce şunun cevabını vermelidir madem öyle “ AASSM bu etkinliğinin salonunda yapılmasına niye izin verdi?”

Her nedense böyle olaylarda asıl ayrımcılığı, bu tür söylemlerin içinde olanlar yapmaktadır… İşine gelmedi mi, karala gitsin!!!

Salon verilmiş, konserinizi yapıyorsunuz, neden edebinizle konseri koltuğunuzda oturup izlemiyorsunuz, neden taşkınlık yaparak o salonda yapılmaması gereken hal, davranışlar sergiliyor, o salonun yazılı olan ya da olmayan tüm kurallarını hiçe sayarak asla tasvip edilmeyecek hareketler sergileyerek, neden olayı “siyasi bir zemin”e çekip, gerçek niyeti -halay çekme-ye  indirgeyerek egzajere ediyorsunuz?

Sözleşmede yazmıyor olması, ki hiç kimsenin AASSM’e ana solunuda birgün birilerinin koltukların arasında halay çekeceği aklına gelmemiştir,  ama bunu kendinde hak görerek “ halay çekmek yasak yazmıyordu” söyleminin arkasına sığınarak durumu mazur göstermez… Bu etkinlik  için başvuru yapanlar “yer mekan tanımadan halay çekeriz bilginiz olsun, bunu da dikkate alın” denmiş midir? Hiç sanmıyorum…

Velev ki hadi bilmiyordunuz, bu konuda salon amirleri sizi uyardıkları ve taşkınlığın sonlandırılması rica ettikleri halde, herkesi koltuklarına geri oturması yönünde anons geçmek yerine, hiç kimseyi dinlemeden halaya devam etme ısrarı nedendir?

Bol bol köpürtülmüş ajitasyon edebiyatı içeren söylemlerde bulunan olayın müsebbipleri hiçbir şekilde fiziki şartlarının dahi uygun olmadığı bu salonda neden ısrarla “ halay çekmek “ istemiştir?

Kültür sanatın yuvasında siyasi bir hal alan, kabul edilemez taşkınlıklara müsamaha gösterilmesini beklemek nasıl bir aymazlıktır? Hakları olmadığı halde kendilerinde hak görerek infialle ve dayatmacılıkla “ bak topluluk galeyana gelir” söylemiyle yönetimi sindirmeye çalışmak nasıl bir tutumdur? Aba altında sopa göstermeye pabuç bırakmayan ve dirayet gösteren yöneticiden istediklerini alamayanlar, hiç sıkılmadan yerel basın üzerinden eyyamcılık yaparak  İzBB’yi,  AASSM’yi ve Emel Akçay Özer’i karalamak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Emel Akçay Özer kendisinden beklendiği gibi ve temsil ettiği kurumun çizgisinden taviz vermeyerek sonuna kadar doğru bir davranış sergilemiştir.

AASSM halay çekmenin, siyasi şov ve göndermeler yapmanın yeri değildir. Bu tür işler için meydanlar ve daha uygun alanlar vardır. Gidip herkes dilediği gibi hak, hukuk, adalet, edep ve ahlak kuralları içinde şarkısını da söyler, mitingini de yapar, hoplar zıplar halay çeker, kimse de karışmaz…

Ama AASSM etiketiyle sosyal medyada halay görüntüleri paylaşıldığında  nasıl bir algı oluşur. “ Bak AASSM’de bile halay çekeriz” mesajı vermek için huzursuzluk çıkarmak nedendir?

Emel Akçay Özer’i zerre kadar tanımadan ayrımcı diye fişlemeye çalışan kişiler Türkiye’de belkide ilk “Kürtçe Senfonik Şarkılar” projesine imza atan kişinin o  olduğundan bihaber olduğuna eminim. Eee hani Emel Akçay Özer” ayrımcıydı, eşitlikçi değildi ???

Daha da vahim olan ve akıl tutulması yaşatan başka bir olay ise sürekli “ sen operacısın, anlamazsın” şeklinde cümleler sarf edilmesi durumu daha da trajikomik bir hale sokmuş. “Sen operacısın “ demek ne anlama geliyor, anlaması gereken ya da anlamadığı konu ne ??? 

Bu arada Emel hanım operacı değil keman sanatçısıdır Ankara DOB orkestrasından çalması onu operacı yapmaz …

Etkinliğin organizatörü madem hitap ettiği topluluğun davranış yapısını biliyordu, neden hitap ettiği toplumun etkinlik ve eğlence anlayışlarına uygun koltuksuz diledikleri gibi halay çekip eğlenebilecekleri, diledikleri gibi sahneye çıkacakları kulise dalacakları ve dilerlerse sabaha kadar kalabilecekleri bir mekanda etkinliklerini gerçekleştirmedi???

Madem bu etkinliği AASSM’nin prestijli salonunda yapacaklar, bu salonda “ halay çekilmeyeceğini yada konser bittince salonu boşaltmaları gerektiğini“ bilmiyorlar mıydı???? Tabii ki biliyorlardı, ama bilmemezliğe yatmak varken niye doğru olanı yapsınlar ki…

Lütfen bakın şu görüntüye, hoş mu ???

Bunları bilmek için illa bir yerde yazması gerekmez!!! Adı üstünde konser salonu oturup koltuğunda konserini dinlersin, en fazla ayağa kalkar olduğun yerde sallanır, el çırpar şarkıya eşlik edersin düğün salonuna çevirip onlarca kişi halay zinciri yapmaya kalkamazsın, konser bitince evine gidersin.

Konser zaten bitmiş, zorla halayını da çekmişsin, salonu terk etmemek ne demek? Lütfen eğri oturalım doğru konuşalım. AASSM’den hiçbir kimse konser sürerken konseri yarıda kesmedi, belirlenen süresinden önce konseri sonlandırmadı… Neden doğrusu söylenmiyor ve olmayan şeyler olmuş gibi çarpıtılarak servis ediliyor??? Konser bitmiş, kimse engel olamadığı için zorla kuralları hiçe sayarak halayını da çekmişsin sahneye çıkmak ve kulislere girmek ne demek?

Neymiş “Emel Akçay Özer baskına gelmiş…” bu salonun sorumlusu kişi konser sürerken evine gitmiş, tam “ohh” diyip koltuğuna oturacak bir telefon “ Emel hanım yetişin, salon kontrolden çıktı, baş edemiyoruz “ diye güvenlik arayınca sorumlu olduğu salonu başıboş bırakacak hali yok ya, tabii ki gelecek “ baskın yaptı “ ne demek??

Bu süreçte baskılanarak ezilmeye çalışan personelini korumak kollamak için Emel Hanım’ın salona gelmesi kadar doğal bir şey yokken bunu bile çarpıtmak nedendir, anlamak mümkün değil…

Konser bitmiş, artık gidin deniliyor, 45 dakika salonu terk etmeyen, laf söz dinlemeyen, güvenliklerin üstünde baskı kurarak ezen kalabalığa başka nasıl davranılır??? Şalter kapatılır !!! Şimdi şalteri kapatan mı suçlu bu şekilde muameleye sebep veren kalabalık mı???

Madem kardeşlik, uzlaşmacılık, halkların kardeşliği deniliyor, sen kardeşinin kul hakkına girerek bu salonun sana tahsis eden Emel kardeşini nasıl zora müşküle sokarsın, görevi oradaki kurallara riayet edilmesini sağlayan güvenlik görevlisi kardeşlerini sindirmeye çalışır görevlerini yapmalarını nasıl engellersin ?

Ya koca salonun hepi topu kadınlı erkekli 7 güvenlik görevlisi varken yüzlerce kişilik düğün alayı misali kalabalığa ancak halayı durdurmalarını rica etmek ya da uyarmak dışında nasıl bir yaptırım uygulayabilirler ki??? 

Ayrıca bu güvenliklerin hiçbir koşulda fiziki müdahelede bulunması da yasak!!!

En nihayetinde burası “Sanat Merkezi” banka değil ki bellerinde silah, cop, göz yaşartıcı gaz bulunan iri yapılı komandovari bir ekip olsun. Bildiğiniz bizler gibi, bizim güvenliğimiz için orada bulunan, işlerini rica ve uyarı ile yapan insanlar. Zaten bir konser salonu toplu eylemin yada bir kitlenin olay çıkaracağı en son yerdir. Bir konser salona giden insanın konser dinlemekten başka ne gibi bir amacı olabilir ki???

Konser bitmiş, hala konser salonu boşaltılmıyor ve görevli harici personel harici kimsenin girmesinin yasak olduğu sahne, sahne arkası ve kulis işgal ediliyor ama “boşaltın”dan daha fazla bir söylem olmamasına rağmen olayı çarpıtıp “ halaya yasak, şalteri indirdi konseri kesti, sanatçıyı kovdu vs vs vs”  diye olayı çarpıtıp servis eden zihniyet dediğim gibi Emel hanımı hiç tanımıyor, tanısa özür dilemeleri gerektiğini bilirdi…

Emel Hanım ayrımcı falan değildir, bu konser için salon tahsisinde onun onayı vardır, iftira attıkları gibi biri olsa en baştan salonu vermezdi!!! Ama verdiğine bin kere pişman ettikleri kesin!

Şunun altını çizmek isterim, Emel Akçay Özer sorumluluk sahibi bir yönetici olarak bu salona gelenlerin hal, kılık, kıyafet ve salon davranış etiğinden sorumlu olduğunun bilincinde ve işini layığı ile yapmak için çok çalışan ve çaba gösteren bir müzik insanındır.

Geçtiğimiz sezon Emel hanım, teşbihte hata olmaz, resmen “ don-atlet” konsere gelen bir kişiyi de konsere almamıştı. Bu onu ayrımcı yapmaz, bu şekilde salona gelme cüretini gösteren kişinin haklarına da müdahale etmiş olmaz, tam tersi oraya gelen düzgün insanların haklarını korumuştur. Konsere gitmenin bir adabı, yakışanı vardır. İlla her şeyin kurallara bağlanması, yazılı olarak kamuoyuna duyurulması gerekmektedir. Eğer bir konser salonuna nasıl gelinir, nasıl davranılır bunu bilmeyen ya da idrak edemeyen varsa müdahale edilmesi gayet normaldir…

Konser salonuna don – atlet gelinmez, halay da çekilmez, çiğdemde de çitlenmez, yüksek sesle de konuşulmaz, bir şey yenmez, konser bitince salon boşaltılır…. diye sonu gelmez bir liste sıralayabiliriz ama buna gerek olduğunu hiç sanmıyorum çünkü o salona gelen zaten biliyordur.

Bırakın konser salonunu, mümkünse 150 – 200 kişi çıksın ‘Konak Meydanı’na halay çekmeye kalksın… Meydanın hiçbir yerinde “ Halay Çekmek Yasaktır” yazmıyor ama buyrun hodri meydan izin almadan halay çekin yada bırakın halayı hiçbir şey yapmadan meydanda bir öbek halinde durun, bakalım ne oluyor…

Sergilenen provokatif tutumdan ve yaşanan tatsız olaylardan tamamen bu etkinliği düzenleyen kişiler sorumludur, işin özünde orada hiç bir güvenliğin müdahale etmesine gerek kalmaksızın, organizatörün bizzat “burası konser salonu, halay çekmeyelim ya da salonu boşaltalım” demesi ve topluluğu kontrol altında tutması gerekirken tam tersi tutumla olayları tırmandıran kendileri olmuştur.

Kontrol edilemeyen salon dolusu kalabalığa 7 güvenlik ne yapabilir ki, ancak zaten çoktan bitmiş olması gereken konserin sonlandırılmasını ve salonun boşaltılmasını ister…  Baktı kimse dinlemiyor olayı arbede yaşanamadan sulh ve sükunet içinde bu durumu sonlandırmak için elektrikleri kapatır. Bu kovmak değildir konser zaten bitmiştir, olsa olsa salonun boşaltılması için sergilenecek en pasif ve akılcı çözüm şeklidir.

Asıl soru neden bu işin başındakiler güvenliğin ve Emel Hanım’ın ricalarını yanıtsız bırakarak ve kasti bir şekilde kuralları hiçe sayıp ortamı gererek çok keyifli sürdüğü söylenen bir konseri salonu provakatif bir hale getirmiştir? Kalabalık halay çekiyor, çoktan boşaltılması gereken salonu boşaltmıyor,  sahne, sahne arkası ve kulisleri işgal ediyor ve terk etmeyi reddediyor ise elektriğin kesilmesinden başka çare kalmaması salon yönetiminin değil organizatörün suçudur!!!

İzBB, AASSM ve Emel Akçay Özer’e karşı yürütülen mesnetsiz karalama kampanyası başlatanların önce kendilerini sorgulamaları lazımdır.

Madem hak ve özgürlükleri dibine kadar esnetmek çok doğal ve normal; gelsin adı sanı duyulmamış bir hayvan hakları derneğinin kelli felli başkanı salonu “barınak hayvanları yararına konser yapacağız, gelirini de XXX barınağına bağışlayacağız” desin, salonu derneğe tahsis ettirsin. Sanatçılar konser başında kürklerle sahneye çıksın sonra konserde kürkleri atıp çırılçıplak sahne “hayvan haklarını savunan “ bir eylemvari konser yapsın, salondaki herkes eyleme destek diye soyunsun, hatta tüm salonda ‘pogo’ yapsın, alkol alsın sigara içsin  Eee konu hepimizin hassas olduğu ve savunduğu  -hayvan hakları- değil mi??? Eminim hiçbir konser salonun sözleşmesinde ‘sahnede soyunulmaz’ diye bir madde yoktur!!! Kulağa hoş geliyor mu? Böyle bir olay vuku bulduğunda salon yönetimi müdahale edince “hayvan hakları “ karşıtı mı oluyor, kürk giymeyi mi savunuyor… Bak ne güzel çarptık konuyu, biraz daha egzajere edelim hayvan hakları savunucuları salon yönetimi hayvan düşmanı, sanat yönetmeni kürk aşığı söylemleri ile karalasın … Oldu mu ???

Yer, zaman mekan gözetmeksizin, sırf benim hak ve özgürlüğüm söyleminin arkasına sığınarak camide mevlid okuturken “ rahmetli halayı çok severdi, vasiyet etti” deyip halay çeken bir cemaat gördünüz mü? Görmezsiniz, sıkıysa çekmeye kalkın, bakın ne oluyor… İmam mevlid için sizinle bir sözleşme de yapmıyor ya da caminin herhangi bir yerinde halay çekilmez de yazmıyor… Eee imamla cemaat sizi yaka paça dışarı atınca ayrımcı mı oluyor, imam halay düşmanı mı? Neymiş, illa kuralların bir yerde yazması ve bizzat yazılı yada sözlü tebliğ edilmesi gerekmiyormuş.

Böyle binlerce örnek verebilirim…

İşin daha vahimi bir konser salonun adabından ve görgüsünden yoksun kişilere hitap eden bu tür etkinliklere kapılarını açan eşitlikçi ve iyi niyetli belediye yada devlete bağlı salon yönetimlerinin karşı karşıya kaldıkları olaylara dair son dönemde duyduklarım beni dehşete düşürüyor… Resmen “İyilikten husumet doğar”ı bizzat yaşıyorlar…

Birkaç gün önce kulaktan kulağa Türkiye’nin en saygın ve prestijli konser salonunda düzenlenen bir konser esnasında kapalı salonda alenen “ sigara ve rakı içildiği” haberini duyunca resmen şok geçirdim. Ve daha da vahimi güvenlik anlamında çok sıkı olan bu kurumun olaya müdahale eden güvenlikleriyle olaya karışan kişiler arasında çıkan arbedede güvenliklerin hafifte olsa darp edildiğini duymak dehşet vericiydi. Sen hiç utanmadan sıkılmadan kapalı kültür sanat merkezi salonunda öyle gizli saklı da değil alenen ” sigara-rakı” içeceksin üstüne uyaran güvenliklere saldıracaksın… Şaka gibi!!!

Kısacası her şeyin bir yeri, adabı ve kuralları vardır… Bunu yok saymak hak değil, tam tersi topluma karşı işlenmiş bir suçtur.

Hiç kimse kendi amaç ve çıkarlarına ters düşen düzgün insanları, kurumları kafasına göre karalayamaz!

Bu üzücü münferit olay karşısında sebep olanları esefle kınıyor,  İzBB’yi , AASSM’yi ve Emel Akçay Özer’i sonuna kadar destekliyorum.

Umarım böyle olaylar sadece kültür ve sanatın yuvası konser salonlarında bir daha asla yaşanmaz…

Devamını Oku

Borusan Sanat’tan ” Fazıl Say – 100 Yaşında Bir Çocuk” Prömiyeri Muhteşemdi.

Borusan Sanat’tan ” Fazıl Say – 100 Yaşında Bir Çocuk” Prömiyeri Muhteşemdi.
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Fazıl Say’ın Cumhuriyetimizin 100. yılına istinaden bestelediği 6. Senfonisi “100 Yaşında Bir Çocuk” eserinin Can Okan yönetimindeki BİFO ile gerçekleşen prömiyeri tarihe unutulmayacak bir gün olarak kazındı…

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ( BİFO ) gerçekten takdire layık bir 100. yıl bestesi ile tarihi bir açılış konseri yaptı.

Dün akşam  (12 Ekim 2023 Perşembe) gerçekleşen Fazıl Say’ın bestelediği “100 Yaşında Bir Çocuk” senfonisinin prömiyerinde tüm dinleyenlenler tarihin bir parçası olarak, bu eserin ilk kez seslendirilmesine şahitlik etme şansını yakalamış oldular.

“100 Yaşında Bir Çocuk” eserin bestelenme hikayesi taa 2019’a dayanıyormuş…

Borusan Sanat yönetimi Cumhuriyetimizin 100. yılına dair bir eser bestelemesi için 2019’da Fazıl Say’ı evinde ziyaret ederek aşağı yukarı 4 yıl sonrası için bu eser siparişini vermiş. Fazıl Say eseri 4 ayda yaklaşık 16 saatlik yoğun bir çalışma temposu ile tamamlamış. Bu eser Fazıl Say’ın bestelediği 6 sıra numaralı senfoni bestesi olmasının yanı sıra, bestelediği eserler sıralamasında Opus 106 olarak kayda geçti.

Fazıl Say eserinin orkestra ile seslendirilmesi görevini de Türkiye’nin son dönemde yetiştirdiği en iyi genç şef Can Okan’a emanet etmiş ve iyiki de öyle yapmış…

 

Dün bizler bir sezon açılışına, herhangi bir eserin ilk seslendirilmesine ya da sırada bir konser dinlemeye değil hiçbir şeyin sıradan olmadığı unutulmayacak bir konserin parçası olmak için orada bulunuyorduk. Belki ileride “ oradaydık” diye anlatacağımız bir anıya sahip olduk…

Şu an eser hala kulaklarımda yankılanıyor desem abartmış olmam… Normalde asla bir eser performansını birinci ya da ikinci sıradan izlemeyi tercih etmem, tercihim hep sahneye 10 -15 sıra uzakta salonun ortasından dinlemeyi tercih ederim. Ama dün gece ev sahibimiz Borusan Sanat bizleri 2. sırada ağırlamayı uygun görmüş, iyiki de bizlere 2. sırayı vermiş.. Bu sayede konserin bu kadar içinde olabilmek gerçekten büyük keyif verdi…

Konserin ilk bölümünde son dönemde dinlediğim en iyi Fazıl Say performansına ve inanılmaz akıcı ve etkileyici bir W.A. Mozart’ın Piyano Konçertosu  no. 21 Do majör şahit oldum. Tabii ki Fazıl Say bir virtüöz ve birçok Fazıl Say konserini dinledim. Ama dün akşam bambaşkaydı, Fazıl Say’ın sahnede trans halinde bizzat eseri nota nota bu kadar yoğun yaşadığı ve bunu hem mimikleri hem de vücut dili ile bu kadar coşkulu ifade ettiği bir performansa şahit olduk.

Açıkçası dün Fazıl Say’ın bu geceye dair mutluluğu ve gururu performansına yansıyordu.

Konserin ikinci bölümü öncesi Fazıl Say sahneye gelerek eserin hikayesini, bölümlerin isimlerini ve  dinlerken neler duyacağımızı kısaca anlattı. Aslında Fazıl Say bu sefer eserini anlatırken çok mütevazi, dinleyiciyi pek şartlamayan bir konuşma yaptı ve hatta “ bazı yerlerinde sıkabilirsiniz” diyerek nükte yaptı… 

Adı neden “100 Yaşında Bir Çocuk” ?

Aslında tarih bilen herkes  1 asrın tarihte çok kısa zaman dilimini tanımladığını, yüzyıllar süren süren hanedanlıklar, krallıklar, imparatorluklar düşünüldüğünde 1 asırlık  bir cumhuriyetin çocuk olarak betimlenmesi gayet normaldir. Zaten besteci de böyle anlattı. Ama Fazıl Say’ın, Can Okan’ın ifadesi ile, zamansız mekansız yarattığı bu eserin Türkiye Cumhuriyeti’nin nice yüzyıllara ulaşmasını dilediği mesajını eserine yüklemesi gerçekten güzel ve ince düşünülmüş bir çalışma olduğunun en güzel göstergesi diyebilirim.

Dört bölümden oluşan esere besteci şu başlıkları koymuş:

Üzgün İnsanlar

Anadolu Ütopyası

Cehalete İsyan

Yılmayan Ruhlar

 

Aslında kendinin de konuşmasında ifade ettiği gibi bu başlıklar size ne dinleyeceğinizi çok net anlatıyor, ve eseri dinlediğinizde bu başlıkların ne kadar eserle örtüştüğünü her notanın bu temayı nasıl içinize işlediğini hissedebiliyorsunuz.

İtiraf etmeliyim ki ben 100. yıl besteleri furyası içinde beklentimi çok yüksek tutmuyordum, çünkü bu 100. yıl eser besteleme işinin ayarı biraz kaçmış durumda ve maalesef amacından ziyade anlamsız bir yarışa dönüşerek avamlaştırılmasından fazlası ile rahatsız hissediyordum, taa ki bu eseri dinleyene kadar.

Besteci her ne kadar eseri dört bölümde yazmış olsa da eser hiç arasız geçişlerle 30 dakikalık tek bir parça olarak seslendirilecek bir şekilde bestelenmiş.

Tabii ki eseri ilk defa dinliyorsunuz dört başlık var ama bölüm aralarında bekleme yok, ama sanki siz biliyormuşçasına bölüm nerde bitiyor nerde başlıyor o kadar net anlıyorsunuz ki yukarıda ifade ettiğim gibi bölüm başlıkları ancak çalınanı bu kadar net özetleyebilirdi.

Peki ben ne duydum, açıkçası başlıkların betimlediği her şeyi duymanın ötesinde Ulvi Cemal Erkin’i, A. Adnan Saygun’u yani bu toprakları daha önce betimleyen Türk bestecilerimize göndermeyi duydum. Buram buram Anadolu’yu duydum ama bunu kesinlikle yerel bir halk ezgisinin senfonik düzenlemesinin kopyalanıp yapıştırılması olarak değil, bu coğrafyayı tanımlayan size tanıdık gelen ama yepyeni bir ezgi duydum. Türkiye’nin acısıyla tatlısıyla cumhuriyetimizin 100 yılının hikayesini nokta atışı dört başlıkta çok net duydum, hatta bırakın duymayı hissettim…

Eser iliklerinize kadar işliyor, vurmalı sazların bu kadar baskın ve etkin kullanımı eserin içinize işlemesindeki en büyük etken.

Tek kelime ile muhteşemdi, sizde dinleyin sizde hissedeceksiniz, eminim..

Genç şef Can Okan

Böyle bir eserin hem dünya hem de Türkiye prömiyerini genç bir şefe emanet etmek kolay alınacak bir risk değildir, ama sadece kıstas olarak gençliği ele alırsanız.

Ancak Can Okan şeflik açısından şu an Türkiye’de tek ve rakipsiz diyebiliriz. 

Onu genç olması tam aksine onun için tam anlamıyla bir avantaj denilebilir.  Çünkü gençliğin verdiği bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, sonsuz öğrenme isteği, ve kendi her anlamda yetiştirmek için erken yaşlarda başladığı kendine yatırım sayesinde genç yaşta hep böyle zor eserlerin çalınmasında ve zorlu prömiyerlerin başında Can Okan’ı görmekteyiz. 

Onu bilenler, tanıyanlar ve takip edenler nasıl başarılı bir müzik insanı olduğu hem piyanistlik kariyerinde hem de son dönemde ağır basan şeflik kariyerinden zaten biliyorlar. Bilmeyenler de yakın bir gelecekte onu hem yurt içinde hem de yurt dışında  podyumda Fazıl Say gibi bir dünyaca ünlü sanatçı ve orkestra ile bol bol görecekler.

Neden yakın gelecekte bol bol podyunda Can Okan göreceğinizin cevabını da genç şef dün sergilediği performansıyla  fazlası ile vermiş oldu.

Can Okan öncelikle önce kendisine sonra da mesleğine çok büyük saygı duyan ve bu sebeple işini layığı ile yapmak için gece gündüz çalışan ve her zaman alnının akı ile en zorlu eserlerin bile altından kalkan genç bir şef.

Fazıl Say bu eserini yönetmesi için  Türkiye’nin son dönemde yetiştirdiği en iyi şef  olarak gösterilen Can Okan’a emanet etmiş ve besteci  “100 Yaşında Bir Çocuk” u bestelerken bunu yönetecek kişi olarak Can Okan’ı taa o zamandan seçmiş. Çünkü Fazıl Say, Can’la çok uzun yıllardır çalışıyor ve Can Okan daha önce de bestecinin dünya ve Türkiye prömiyerlerini yapmış bir şef. Hatta bu sezon Can Okan bestecinin bir eserinin daha prömiyerini yapacak.

Can Okan’la yaptığımız sohbette her zaman Fazıl Say’la çalışmanın büyük bir şans ve mutluluk olduğu hele ki onun eselerinin prömiyerlerini yapmanın tarifsiz bir onur ve gurur olduğunu ifade etti.

“100 Yaşında Bir Çocuk” un bestelenmesi bittiği andan itibaren Can eser üzerinde çalışmaya başlamış, kah kendi kafasında eseri çalmış kah piyano başına geçerek eseri seslendirmiş. Bunu haricinde birçok kez besteci ile bir araya gelerek üzerinde konuşmuşlar, Fazıl Say piyanoda çalmış ve eseri mükemmelleştirmek adına hummalı bir çalışma sonucu dünkü unutulmaz prömiyer performansına hazırlanmış. 

Gece dair en önemli not ise dikkatli dinleyicilerin gözünden kaçmamıştır, Can Okan’ın önünde nota yoktu!!!

Evet Can Okan yepyeni ve zor bir eseri ezberlemiş, ve orkestrayı notasız bir şekilde yönetmek gibi çok takdir edilmesi gereken bir başarıya imza atmıştır.

Kendisini buradan binlerce kez tebrik ediyorum…

BİFO ve “100 Yaşında Bir Çocuk”

Gerçekten unutulmaz bir performanstı, Can Okan BİFO’dan almak istediğini sonu kadar aldığı, bestecinin eserin içine nakşettiği tüm duyguları net aktardığı harika bir performans dinledik.

Tüm orkestra üyeleri fazlası ile tarihi bir anın parçası olduklarının farkında, yapılan kayıtlarla bunun ölümsüz olacağının bilincinde bir performans sergiledi.

Tebrikler BİFO…

Gecenin Mimarı Borusan Sanat

Sezar’ın hakkını Sezar’a vereceksiniz… En büyük alkış Borusan Sanat’a…

Tabii tüm 100. yıl için yazılmış eserlerini dinlemedik, ama şu ana kadar dinlediklerim arasında beğendim bir tek Kadıköy Belediyesi’nin Turgay Erdener’e sipariş ettiği ve 2 Ekim’de prömiyeri gerçekleşen, rapsodi kantat formu ile tamamen farklı bir eser olan “Türkiyem”i çok beğenmiştim.

Ama Borusan Sanat Fazıl Say’ın “100 Yaşında Bir Çocuk” eseri ile çıtayı bayağı bir yükseğe taşıdı ve literal anlamda “ölümsüz bir eser”in yaratılmasını sağladı.

Son dakika telaşı ile biz de bir bese yapalımdan ziyade, 2019 yılında bu siparişi vermeleri Borusan Sanat’ın vizyonerliğinin net bir göstergesi diyebiliriz. “100 Yaşında Bir Çocuk” Borusan Sanat tarafından gelecek nesillere bırakılan bir armağandır.

Bu işin mimarı olan ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Nice 100 yıllara…

 

Fotoğraflar : Umut Özge Balkan

Video : Rüya Evren

Devamını Oku

İki Festivalin Anatomisi : MAKSAD vs İKSEV

İki Festivalin Anatomisi :  MAKSAD vs İKSEV
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Marmaris’te Bir Mucize “MAKSAD”

Yazıma Marmaris Kültür Sanat Derneği’nin yeniden yapılanma sürecinde 2019’dan beri canla başla çalışan tüm dernek üyelerini candan kutlayarak başlamak istiyorum.

Gerçekten kısıtlı bütçe ve imkanlar ile bu kadar büyük ve de başarılı bir organizasyonu yönetmek hiçte kolay bir şey değil. Adeta Marmaris’te bir mucize gerçekleşiyor diyebilirim. Marmaris’in geleceğine yatırım anlamımda bu kadar vizyoner ve kaliteli insanın bir araya geldiği, uyum içinde çalıştığı bir derneğe şahit olmaktan dolayı duyduğum mutluluğu siz değerleri okurlarımıza da aktarmak istiyorum.

Aslında MAKSAD 1999 yılında kurulmuş bir dernek ama yönetimin ve yönetim anlayışının değiştiği 2019 yılından itibaren dernek bambaşka bir havaya bürünmüş.

Derneğin bir anda bu kadar atağa geçmesindeki en önemli faktör mevcut yönetimin “ özeksizleştirme” yani bir başkan olmasına rağmen tüm yönetimin ortak haklara sahip bir demokratik anlayışla yönetilmesi. Anlayacağınız hiçbir konu tek bir kişinin kendi insiyatifinde ya da iki dudağının arasında değil, darısı iKSEV’in başına…

Derneğin şu an hayata geçirdiği en olumlu değişimlerden biri de “iletişim” konusu. İletişim kanallarını açık ve aktif tutma konusunda gösterdikleri hassasiyet, bilgiyi toplama, analiz etme, faydalı bilgiyi yarara kullanma ve kendileri hakkında bilgiyi ulaştırma konusunda resmen mucize yaratıyorlar. Bu sayede MAKSAD ana akım medya da dahil olmak üzere yaptığı birbirinden güzel etkinlik ve konserleri Türkiye geneline duyurabilmekte.

Bu eşine az rastlanır yönetim anlayışlarının yanı sıra hem sanatçılarına hem de misafirlerine gösterdikleri ilgi ve alaka gerçekten mükemmel. Kelli felli kariyerli insanlar bizzat her şeyle kendileri ilgileniyorlar. Hiçbir şey mükemmel değildir hele ki böyle büyük organizasyonlarda ama görev dağılımı çerçevesinde saygın insanlar bizzat görevlerinin başında bulunarak mükemmele yakın bir organizasyon gerçekleştirdiklerinin altını çizmek isterim.

Söz konusu büyük bir organizasyon olunca aksilikler ve sorunlarlarında beraberinde kaçınılmaz bir gerçektir. Ama önemli olan sorunları yönetebilmek ve krizleri kimsenin ruhu duymadan üstesinden gelebilmektir. Ben oradayken bizzat şahit olduğun bir olayı yönetmekte gösterdikleri soğukkanlılık ve başarı inanılmazdı. Ben böyle bir kriz karşında yapıların ne kadar kolay çözüldüğü ve çözüm yerine soruna odaklanan panik zihniyetlerin krizleri nasıl içinden çıkılmaz hale getirdiğine çok yakından şahit olmuşumdur. MAKSAD’ın aşırı stresli kriz sürecinin üstesinden nasıl geldiklerini hayranlıkla izledim.

Ve en önemlisi sergiledikleri misafirperverlikleri …

Bizleri bir dakika bile yalnız bırakmayan, bizlerle her daim ilgilenen MAKSAD Başkan Yardımıcısı Derya Ön’e ve Yönetim Kurulu Üyesi Ayşegül Uygun’a ne kadar teşekkür etsem azdır.

Orada bulunduğum süreçte üst yönetimden, dernek üyelerine kadar birçok insala tanışma sohbet etme imkanı buldum. Beni en çok etkileyen şey ise gösterdikleri gayet mütevazi tavır, ego ve ben merkezli tavırın zerre kadar var olmaması, ve herkesin “ Marmaris” ekseninde beldelerine hizmet etme motivasyonlarını iliklerinize kadar hissettirmeleri diyebilirim. Herkesin sizi içten karşılaması, hiç eksik olmayan tebessümleri ve gösterdikleri mükemmel ev sahipliğiydi.

Bu kadar pozitifliğin bir araya geldiği bir yapıda tabii ki her şey tek kelime ile harikaydı diyebilirim.

Marmaris gerçekten her anlamda iyileşme ve gelişme göstermiş, en azıdan benim hem de çok olumsuz hatırladığım Marmaris’e kıyasla, Marmaris son 10 senede çok ama çok büyük aşama kaydetmiş. Marmaris’in en büyük sorunu olan, kalitesini dibe çeken ve hak ettiği yere gelmesindeki en büyük engel olan “apart otel” soruna beş sene önce el atıldığını öğrendim. Değişimin başladığı bizzat mutlulukla gözlemlediğim Marmaris’in en kısa zamanda ucuz ve kalitesiz turistin bir numaralı varlık sebebi olan apartlardan kurtulduğunda Marmaris hak ettiği değere kavuşacaktır.

MAKSAD Başkanı Samir Gülahmedov, ve Başkan Yardımcısı Derya Ön’ün davetleri ve dernek yönetiminden Ayşegül Uygun, mezzo soprano Aydan Genç ve çellist Angela Berker’in ev sahipliğinde ve Marmaris Uluslarası Müzik Festivali kapsamında “ Berlin Filarmoni Piyanolu Dörtlüsü” konseri için gittiğim Marmaris’te gece gündüz dolu harika zaman geçirdim ve hatta zaman yetmedi tadı damağımda kaldı diyebilirim.

MAKSAD üyelerinden Esin Urgancı’nın rehberliğinde gazeteci dostum Sayım Çınar ve Mehmet Erdoğan ile birlikte Marmaris’in çevresindeki doğal güzellikler, Orhaniye, Selimiye, Akyaka,- Azmak, İçmeler ve Turunç’u gezme fırsatımız oldu. İlk akşam Marmaris’te türün ilk ve tek örneği muhteşem ağaçlık bir alana kurulmuş füzyon mutfak NUUP Restoran’ ın açışılışa davet edilmemiş olmak ve Marmaris’e böyle yatırımlar yapıldığını yerinde görmek çok güzeldi.

Konserden bir gün önce Angela Berker’in ev sahipliğinde Loryma Otel’in Turunç’a tepeden bakan muazzam manzarası eşliğinde “ Berlin Filarmoni Piyanolu Dörtlüsü” için verilen çok keyifli geçen davete katıldık.

Ve gelelim “ Berlin Filarmoni Piyanolu Dörtlüsü” konserine…

Konser daha aramızdan çok yeni ayrılan merhum Yüksek Mimar Atilla Berker’in Marmaris’e kazandırdığı 6000 kişilik Marmaris Amfi Tiyatro’da gerçekleşti. Çok kısa dahi olsa gezme fırsatı bulduğum bu mekan gerçekten hem bakımlı hem etkinlik mekanı hem de kulisleri açısında çok işlevsel idi. MAKSAD tarafından elden geçirilen ferah kulis alanı içinde bol bol Atatürk fotoğrafı barındırmasıyla resmen içimi ısıttı.

Konsere fahri Marmarisli Akyaka’ya yerleşen keman sanatçısı dostum Tuncay Yılmaz’ı da davet ettim ve birlikte dinledik. Gerçekten eldeki imkanlar düşünüldüğünde “ Berlin Filarmoni Piyanolu Dörtlüsü” Marmaris’te hem de 200 TL gibi bilet fiyatı ile izlemek gerçekten paha biçilemez bir hizmet. Bu konser başka bir yerde olsa bilet fiyatları en az 500-1000 TL arasında olurdu. Ve bu fırsatın farkında olan Marmarisliler konser alanını doldurmuştu.

Organizasyon açısından amatör ruhla çok profesyonel bir iş yapan dernek gönüllüleri tek kelime harika bir iş orataya koyuyorlar. Ben açıkçası bu kadar profesyonel bir organizasyon beklemiyordum, hava sıcak içecek soğuk suyumuza kadar düşünülmüştü. Dernek yönetimi, yeni trend, işleri çoluk çoçuğa bırakıp koltuklara serilmek yerine bizzat sahne önü, sahne arkası ve karşılamada her şeyi bizzat kendileri bu yürütüyordu.

Konser için sahnede “ Berlin Filarmoni Piyanolu Dörtlüsü” olunca zaten söylenecek tek söz “ mükemmel” idi… Gerçekten Marmaris’in tüm güzelliklerini 3 günde deneyimleme fırsatı bulduğum bu seyahatimi böyle bir konserle taçlandırmak harika bir final oldu.

Başta MAKSAD Yönetim Kurulu üyeleri olmak üzere adını saydığım ve sayamadığım emeği geçen tüm dernek üyelerini tebrik ediyor ve teşekkürlerimi sunuyor ve başarılarının devamını diliyorum.
2024

İKSEV = Hayal Kırıklığı…

Maalesef 36 yıllık bir festival için sarf etmekten hicap duyduğum bu kelime ne kadar üzülmüş olsam da bir gerçek ve benim için tam bir hayal kırıklığı olduğudur ….

Yukarıda MAKSAD’ı övmek için sarf ettiğim her şeyin tam tersi ne yazık ki İKSEV’e denk geliyor.

36 yıllık köklü bir festivalin bu kadar amatörce ve tek merkezli yönetilmesine şahit olmak gerçekten benim için çok ama çok üzücüydü…

Bugüne kadar Efes’in büyüleyici atmosferinde bir konser izlemek hiç kısmet olmamıştı, ve Marmaris sonrası Wiener Kammersymphonie konserine sanatçılar tarafından davet edilmem ve tarihlerin denk gelmesi üzerine kendi imkanlarım ile bu konsere katılmaya karar verdim.

Konserden birgün önce vardığım İzmir’de her daim sohbetinden çok keyif aldığım dostları ziyaret ettim. Hem kendileri ile bol bol sohbet ettik hem de 2023-24 sezonuna dair İzmir’de sanatseverleri neler bekliyor bol bol konuştuk ve fikir alışverişinde bulunduk. Sonrasında İzmir’in en köklü ve kültür- sanata her daim destek veren holdinglerinden birisine yaptığım ziyaretle İzmir seyahatimi mümkün olduğunca verimli kılmaya çalıştım. Tabii ki sanatçılarımı da otellerinde ziyaret etmeye gitmişken hemen yan binada bulunan IKSEV Yönetim Kurulu Başkan Filiz Sarper Eczacıbaşı’nı da, önceden haber vermeme rağmen, ziyaret etmek istedim ama her nedense mümkün olmadı…

Açıkçası her ne sıfatla dahi olsa oraya kadar gelmişken bu festival hakkında konuşabileceğim, bilgi alabileceğim bir kişi ile görüşememiş olmak gerçekten garipti… Madem kendilerini anlatacak, misafir ağırlayacak vakitleri yok bende gördüğüm gözlemlediğimi ve şahit olduğum şeyleri sizlerle paylaşacağım, ki 36 senelik bir köklü festivale ile bağdaşmayacak şeyler tecrübe etmek benim için gerçekten çok şaşırtıcı oldu.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki IKSEV’in Eczacıbaşı gibi bir ana sponsorun yanı sıra sahip olduğu diğer sponsor ve imkanlar göz önüne aldığında ortaya koyulan organizasyonun amatörlüğü şok edici düzeyde diyebilirim.

Sanatçılara eşlik etmesi için IKSEV bir genç kızımızı görevlendirmiş ama bu kızımız İngilizce bilmek harici her şeyden bihaberdi. Hayatında Efes’e ilk defa bizimle gelen genç kızımız ne konser alanının yerini biliyor ne de bu konser hakkında en ufak bir bilgiye sahipti. Efes’e girmek için turnikelere geldiğimizde resmen 10 dakika bizleri içeri alıp almama konusunda turnike yetkilisinin insafında öyle kapı önünde direk olduk.

Neyse bir devletimin memuru “ ne bekletiyorsunuz geçsinler” buyruğu ile içeri girdik. Efes tek kelime ile muhteşem ve büyüleyici bir yer, ama gece hele ışıklandırmalarıyla bu etki 100 kat artıyor desem abartmış olmam. Girdik girmesine ama görevli kızımız sora sora, tabela okumuyor, “Celsus Kütüphanesi”ni bulmaya çalışıyor baktım olacak gibi değil geçtim ekibin başına.

“Celsus Kütüphanesi” olanca görkemi ile karşımızdaydı, biz ve sözde sahnenin üstünde gezen onlarca turist ile… Yer Efes olunca, sanatçıların öncelikle otelde dahi olsa prova yapacakları bir yer tahsisi ne otelde ne de başka bir yer gösterilmediği için sanatçıların tek prova yapacakları zaman konser öncesi idi. Ama konser öncesi Efes 20:00 ye kadar ziyarete açık olduğu için sanatçılar sadece ses kontrol amaçlı o kalabalığın içinde 1 saat prova yapabildiler.

Daha vahim olan ise “olmayan” sanatçı kulisi ve soyunma alanı idi… Siyah bez branda ile iki bölümden oluşan ne güvenli ne de güvenliği olmayan bu alanda kadınlar ve erkekler aynı anda soyunmaları öngörülmüş. Hemen arkamızda bir süre demir kapılı odalar bu iş için daha uygun ve güvenli iken toz toprak ortasında her yerden herkesin girebildiği bu alan yurtdışından gelen, bizi yurtdışında anlatacak insanlara bunun reva görülmesi neden İKSEV’in organizasyonunu “ amatör” olarak nitelendirdiğimin en güzel örneklerinden biridir. Koskoca İKSEV’e ben bunu hiç yakıştıramadım… Madem giyinme soyunma için korunaklı bir mekan, çadır tedarik edemiyor, insan bari en azından bir karavan kiralamayı düşünmeliydi diye kendine sormadan edemiyor, am şu net edememişler ya da etmemişler… Sanatçı toprağa basmamak için ayakkabısının üzerinde sekerek giyinmetecrübesi, ülkemize gelen sanatçılarda güzel bir Türkiye imajı bırakmıyor… Türkiye, bugüne kadar varolan “ paralarını verdik çalar giderler “ zihniyeti sebebiyle çok zarar gördü. Her gelen sanatçı bir tanıtım elçisi olarak mükemmel anılar ile ayrılması gerekirken bu tarz muamele sebebiyle son 50 senede Türkiye sadece “kaşe cenneti” ya da içselleştirilmiş Türkiye memnuniyeti yerine “ çal git” imajına sahip bir ülke haline geldi maalesef… Allahtan sanatçılar profesyonel ve sadece konsere odaklandıkları için “ tamam sorun değil, önemli değil” diyerek durumu kibarca sineye çektiler. Allahtan ilk geldiğimizde çok uzakta konuşlanmış seyyar tuvalet alanın yakınına getirildi de bir kriz daha yaşanmadı. Az çok yurtiçi ya da dışında böyle tarihi alanlarda konser seyretmiş gözlemlemiş biri olarak yapılabilecek onlarca şey varken neden yapılmadığı gerçekten benim için merak konusu…

Bu derme çatma alanın ilk bölmesi ise catering için ayrılmış bir masa ve içeceklerin konulduğu buzla doldurulmuş bir plastik kutudan ibaretti. İşin ilginci bu catering alanı sanatçılar için kurulmuş olmasına rağmen streç filmle kaplı bu tatlı tuzlu apretafiler ve meyveler açılıp yenmişti. Ve biz orda iken bir sürü insan buraya girip yiyip içmeye devam etti. Hatta catering’in başında duran sorumlu ” X abi yeme bak az getirim misafirleri kalmadı” demesine rağmen hiç kimse istifini bozmadan yemeye içmeye, dilediği gibi bu alana girip çıkmaya devam etti.

Ve güvenlikten yoksun bu alanda sanatçıların cüzdan, telefon ve pasaportlarını bırakması mümkün olmayacağı için ben konseri koca bir şişmiş ve ağır bir çanta ile izlemek zorunda kaldım…

Alana geldiğimizde bizi karşılayan bilgi veren kimse yoktu, Sanki festival benim, en azından sahnenin boşaltılması, yapabildikleri kadar bir prova yapmaları için ben sorumlu kişi bulmaya çalıştım. Konser alanında sadece oturma planı ve karşılama ile ilgilenen bir bey, sonradan sahne amiri olduğunu öğrendiğim genç bir arkadaş, sadece sandalyeleri silen bir bayan ve yaşları 10- 18 arası görevi teşrifat ve broşür dağıtmak olan gençlerden başka İKSEV’den bir görevli yoktu. Bize yardımcı olmakla yükümlü kızımız da hiçir şey bilmediği için sanatçıları soru ve ihtiyaçlarını cevaplamak bana kaldı.

Açıkçası tam anlamıyla bu organizasyonu yöneten bir allahın kulu yoktu ve sanatçıların mağduriyet yaşamaması adına resmen ben yönetmek zorunda kaldım, ve bir allahın kuluda sen kimsin işimize ne kaşıyorsun demedi, hoş bu başı boşlukta böyle bir kelama vercek bir dizi cevabım fazlası ile hazırdı…

36 senelik bir festival 4 kere üstünden geçilmesine rağmen program kitapçığında yer alan konser akışında konserin en önemli ve yaklaşık 13 dakika sürecek eseri her nasılsa yazmamıştı!!! Biz bunu konsere çıkmadan 20 dakika önce sahneye çıkış, selamlama, konuşma vs gibi konuları sanatçılarla planlarken ortaya çıkmış olması büyük bir fiyaskoyu engelledi çünkü es kaza o programa bakmasam ses ve ışık ekibine talimatları kitapçığın üzerine yazarak vermeye yeltenmesem sanatçılar her şeyden habersiz sahneye çıkacak ses ve ışık ekibi hiç bir şey bilmeden öyle kalacaktı…

Pırıl pırıl genç sahne amirini ( ki asıl mesleği sahne tasarımcısı imiş) yanıma alıp bana neyin nasıl olacağını anlatmasını istedim ki onun anlattıkları ile gerçekleşen tam zıttı oldu. İnsanlar 19:15’ten itibaren alana alınmaya başladı ama kim seyirci kim alanı gezi turist her şey karışmıştı.

Geceye dair en üzücü şey işe İKSEV görevlisi beyin gelen biletli seyirci ile bağıra bağıra ağız dalaşına girmesi hiç ama hiç şık bir hareket değildi. 36 senelik bir festival böyle bir konunun bu şekilde yönetilmemesi gerektiği biliyor olmalıydı. Ki her ne olursa olsun klasik müziğe olan ilgi ve alakayı artırmak için düzenlenen bu tip festivallere gelen seyirciyi kazanmak birinci öncelikken, seyirciye bağırmak tartışmak asla ve asla yapılmaması gereken bir davranış şekliyken insanları gözü önünde bir ağız dalaşı kabul edilebilir bir hareket değil. Profesyonel bir festival yönetimi derhal sulh ve sükunet içinde bu duruma müdahale etmeli seyircisini mutlu edecek bir çözümle bu olayı tatlıya bağlamalıydı. Bence seyirci yerden göğe kadar haklıydı internetten oturma düzenine bakarak parasıyla aldığı biletle görevlinin oturtmaya çalıştığı yer çok farklı idi ve hatanın organizatörden kaynakladığı barizken bilet satın alan seyirciye bağırmak asla kabul edilemez bir tutumdu.

Yer ve oturma düzeni ise tam evlere şenlikti benim yerim senin yerin konuşmalarına bolca kulak misafiri oldum baktı seyirici olacak gibi değil bulduğu yere oturdu, İKSEV’in hiçbir şeyden habersiz çocuklarla gençlere yüklediği bu görev sonucunda ortama sadece karmaşa hakimdi. Konserden önce defalarca konserin kaçta başlayacağını tam zamanında başlayıp başlamayacağını sorduğumda bana 20:00 denmesine rağmen 19:55 te yukardan akın akın insan gelmeye devam ediyordu. Plastik sandalyelerden çıkan sesler seyircinin uğultusu yer tartışmaları devam ederken sanatçıların sahneye çıkması tam abesle iştigallık bir durum olurdu ve resmen bu durumun vehametinin farkında olan ya da umursayan kimse olmadığı için sahne amirine bu patırtının bitmesi için sanatçıları 10 dakika geç çıkaracağımı söyleyerek, insiyatifi ele almak zorunda kaldım.

Traji komik durum ise sahne ile giriş kapısı ve diğer ekiplerle koordinasyonu sağlamak için İKSEV’in telsiz ya da walkie talkie’si bile yoktu ve sahne amiri saat 20:05 olmasına rağmen seyirci geliş durumunu öğrenmek için o yokuşu en az 10 kere inip çıkmak zorunda kaldı.

Seyirci anonsu, cep telefonunuzu kapatın anonsunun ne zaman yapılacağını sorduğumda “yok biz ışığı kapatıp başlıyoruz” şeklinde şok bir cevap daha aldım!!!

Tabi konser başladı ve buna rağmen ortada dolaşan oturmaya çalışan insanlar olması sebebiyle ama bu hareket en az 5 dakika daha sürdü… Ve telefon anonsu yapılmayan etkinlikte bol bol telefon zili sanatçılara eşlik etti.

Aslında sanatçıların misafiri olduğum bu konserde ben yerime geçip konseri dinlemem gerekirken bu amatör yapının daha ne gibi süprizlere gebe olabileceğini ön görerek yan kulise geçiş koridoruna geçerek sanatçıları oradan takip ettim, ki iyi etmişim!!! Çiçek vermek için görevlendirilen genç kızımız tutmasaydım ikinci eserin sonunda koca saksıda çiçeği ( el buketi neye yetmiyordu bilemedim abartmıyorum dev bir saksı içine aranjman) almış sahneye gidiyordu. “Neden gidiyordun” diye sorduğumda ise “ selam verdikleri zaman git çiçeği ver dediler” cevabını aldım, güleyim mi, kızayım mı bilemedim. Konser sonu, bis eser öncesi kızımız çok şartlandığı görev bilincinin etkisiyle, kaşla göz arası arkamı döndüğüm bir anda sanatçılar selam verirken sahnenin ortasına bırakı verdi saksıyı…

Asıl bu konsere dair şok edici olay ise konserin ortasında beşinci sırada oturan bir kadın seyircinin yerinden kalkıp en ön sıra başındaki bir diğer bir kadın seyircinin yanına gelip tartışması oldu. Bu olay performanslarını sergileyen sanatçıların resmen burnunun dibinde gerçekleşirken buna müdahale eden hiç kimse olması şaşkınlık verici idi. Dikkatimi çeken diğer bir husus ise herhangi bir duruma karşı hazırda bekleyen bir ambulans olmamasıydı… ( umarım vardı da ben görmemişimdir)

Artık fahri etkinlik koordinatörü modum sonucu artık herkes gelip her şeyi bana sorar olması, gerçekten traji komik bir durumdu…

Ve konsere gelirsek gerçekten çok güzel seçilmiş bir repertuvar, profesyonel yüksek kaliteli sanatçılar ve büyüleyici Efes / Celsus Kütüphanesi ortamında konsere odaklanabilenler için harika bir konser oldu diyebilirim, ama ben maalesef bu konserin zerre kadar tadına varamadım.

Konser bitti, en azından biri gelir teşekkür eder olmadı benim kim olduğumu sorar diye düşünürken bu nezaketi gösteren olmaması pekte şaşırtmadı…

Sanatçılar performans sonrası enerji toplamak için bir şeyler atıştırmak için kalan aperitiflerin çıkartılmasını istediğimde yine sanatçılardan önce acıkan ekip bir güzel içeri dalarak kalanları da tüketti ( sanatçılar muhtemelen sabah kahvaltısı ile duruyorlardı, konser öncesi genelde pek bir şey yemezler bu sebeple konser öncesi yemek biten enerjilerini depolamak adına onlar için çok önemlidir!!!)

Ve tekrar ortaya çıkan görevli kızımız “ siz sanatçılarlasınız madem, ben evime gitmek için Bornova servisine bineceğim” diyerek gayet güzel sanatçıları bırakarak yanımızdan ayrıldı.

A’dan Z’ye her şeyi mükemmel yöneten MAKSAD’ın 3 senelik Marmaris Uluslarası Müzik Festivali ile 36 senelik İKSEV’in İzmir Uluslararası Müzik Festival’inde yaşadıklarımı sizlerle paylaştım.

Üst üste izlediğim iki festival konseri neticesinde net söyleyebileceğim şey ise herseyin para ve uzun yıllardan ibaret olmadığıdır. Konu festival yönetimi ise MAKSAD’ın her anlamda şeffaf yönetim anlayışı, herkesin yönetimde ortak söz sahibi olması, açık iletişim kanalları, mükemmel ev sahipliği ve kişilere değil beldelerine hizmet motivasyonu örnek alınması gereken bir festival olarak takdire şayandır.

İKSEV konserinde yaşadıklarım sadece bana denk gelen bir tesadüf / talihsizlik miydi acaba diye objektif olmak adına orda bulunduğum süreçte bulabildiğim herkese, İKSEV yetkileri hariç, tüm festival konserleri hakkında sorduğum sorular neticesinde edindiğim bilgi tüm konserlerin böyle geçtiği yönünde idi…

MAKSAD’ın mütevazi imkanları doğrultusunda ortaya koyduğu profesyonelliği İKSEV’de görmek mümkün değildi.

İstanbul’a dönüşüm sonrası İKSEV festivallerini düzenli takip eden İzmirli dostlarıma bu durumu aktardığımda hiç şaşırmadıklarını ve her geçen sene festivalin her anlamda kan kaybettiğini duymak gerçekten üzücü idi.

Umarım İKSEV bir an önce toparlanır ve derhal kendine yakışan kalitede ülkemizi harika bir şekilde tanıtan bir anlayış ve “ özeksizleştirme” sistemini benimser.

MAKSAD’ı ve tüm emeği geçenleri canı gönülden kutlarım.

Nice güzel festivallere…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.